28 Aralık 2010 Salı

Gülümsemek ve Gülümsetmek

Bu sabah uyandığımda kendime bir söz verdim. Tanıdığım ya da tanımadığım herkese günaydın diyecektim hiç olmadı ufak bir gülümseme ile yaşamın güzel olduğunu hatırlatacaktım.
Yaptımda!!!
Her zaman derim her şey ilk önce bende başlar diye. Aynende öyle ben güne mutlu başlarsam mutluluk kendiliğinden gelir. Güneşi, bulutu, yağmuru nasılsa hava o an hissedebilmektedir işin sırrı!!

Hiç saydınız mı? Bir günde kaç kişiye gülümsediniz?

Kaç kişiyi mutlu ettiniz?

Ya da Kaç kişiye yardım ettiniz?

Bu hayatı gözü kapalı yaşıyoruz. Ciddiyim öyle... Sabah erken işe başladığımız için ofluyoruz. İğrenç bir suratla güne başlıyoruz. Düşünsenize berbat bir ruh hali ile yataktan uyandınız. Ailenizle kahvaltı edeceksiniz ve tek kelime söylemeden işinizi bitirip kalkıp gidiyorsunuz. Hem kendi gününüzü hemde onların gününü berbat ediyorsunuz.

Size bir sır vereyim mi eskiden bende tam yukardaki gibiydim. Ta ki abim elinde bir kitapla gelene kadar... Zehra bunları okumalısın ciddiyim demişti. Bende kitaba bakıp kişisel gelişim mi abi yapma demiştim.. Sonra elimdeki kitaplar sularını cekmeye başlayınca boş gezmektense bir göz atayım dedim. Abim öneriyorsa bir sebebi vardır. O kitapları teker teker okudum hatta inanmayacaksınız ama ikinci ve üçüncü turlarını bile yaptım. Yazar haklıydı. Biz kendi yaşamımızı kendimiz bitiriyoruz. Eskilerle yaşayıp özenti geçiniyoruz. Aslında bu hatta bize ihtiyacı olanlar var ve bizimde onlara ihtiyacımız var. Hepsinin anahtarı bir gülümseme o kadar başka hiç birşey değil.

Bu yazar kim diye soracak olursanız;

 AHMET ŞERİF İZGÖREN.

O kitapları elimden geldiğince herkese önerdim. Paylaştım. Anlattım. Çünkü bize yaşamanın değerini anlatıyor. Öyle körü körüne bilgilerle değil, kendi ve cevresinde yaşadığı tecrübelerle...
Ciddiyim gülme!!

Konumuza dönecek olursak, Bir gülümseme hayatı değiştirir. Bir günaydın demek kimseyi öldürmez. Hem gülümseme yüz kaslarına iyi geliyormuş. Botokstanda kurtulmuş olursunuz.
Lütfen gülün ve gülümsetin. Ucunda ölüm yok ya ....

Z.N.Y
28,12,2010

Ş.URFA 

22 Aralık 2010 Çarşamba

UMULMADIK ZAMAN..

Her şeyden elinizi çektiniz. İsyanları bıraktığınız ne olacaksa olsun dediğiniz zamanlardasınızdır. Gülmek değil istediğiniz güldürmek, artık arkadaşlarınızın eşinizin dostunuzun gülümsemesindedir mutluluk...

El çekmiştir hayat sizden, her suçu kendinizde arayıp mutsuzluğa bakarsınız. Sanki  her şey üstüste gelir. Suçlu moduna girer gelen mutluluklarıda ertelersiniz.
Ama birgün güneşin olduğunu hissedersiniz, en güzel cicilerinizi kendiniz için giyinip önünüze bakmanız gerektiğini anlarsınız. Biryerden başlanmalı dersiniz, ve ilk başlangıcınız sabahın o mis gibi havasını hissedip mutlu olmayı hatırlamaktır. Mutluluk vardır sadece siz görmezden geldiniz. Mutluluk somut değil havadaki bulutta, sokakta takıldığınız üç beş çocukta, eş dostun sohbetlerinde, en önemlisi halen nefes alıp vermenizdedir mutluluk....

Kendinize gelmeye başladığınızda çevrenizde ne kadar şey kaçırdığınızı görürsünüz.  Arkadaşlarınızın mutluluklarını, sevdalarını, hüzünlerini... neden mi çünkü siz kendinizi kapattığınızda onlarında size gelmesini engellediniz. At gözlüklerinizi taktınız sizce doğru olana inandınız. Şimdi anlayın bakalım neyi nerde unuttunuz....

Bir kaç gün sonra çevrenizdekileri  fark edersiniz. Acaba halen bir kalbim var mı?dersiniz. Korkmayın var var. Siz yeterki hazır olun kimsenin yükünü kimsede atmayın kendinizi ruhunuzu zihninizi dinlendirin. Hüzünlü parçalar dinleyip için ağlayın “ kankaaaa bittii böhüüüü” diye “ ben bunu hak edecek naptın lan” diyin bağıra bağıra küfür edin. Evet doğru okudunuz. KÜFÜR EDİN!!!  Neye isterseniz. Bağırın susmayın içinize atmayın. Kimseyide suçlamayın bitmesi gerekti bitti diye düşünün. Bir kaç hafta sonra sızlar acıtmaz. Sonra sızlamaz sadece ismi gecince acaba buğünlerde olsak ne olurdu olur. Daha vakit geçince ne salakmısım bunu mu sevmişim olur.  Hadi ordan hepimiz aynıyız hepimiz bunları hissediyoruz...

Bir kaç ay sonra kendinize gelip mutluluğu bulduğunuzda aşka hazırsınız demektir. Arayışa girmeyin işte başa dönersiniz bende sizi hiçççç çekemem J

Umulmadık zamanlara geçersiniz. Umulmadık şeyler gelir başınıza mutlu olursunuz.Sonra birgün bir otobüsde bile aşık olabilirsiniz. Vurulursunuz ve saçmalamaya başlarsınız. İşte ozaman kalbinizin olduğunu görürsünüz. Vardır ordadır. Atar durur sizi ele verecekmişcesine...
Hemen herkese onu anlatmaya başlarsınız ah bir ortam olsada tekrar görseydim dersiniz. Ne olurdu otobüs nirvanaya gitseydide yolumuz hiiççç bitmeseydi dersiniz. OFF OFF siz yandınız vallahi yüksek tecrübelerimle söylüyorum J(HİŞŞT çaktırma J)

Bundan sonra size diyebilecek tek söz vardır. Yolun açık bahtın bol olsun arkadaş....

Hazırsın bul diren seveceksen durma, çırpın bir umut vardır bu dünyada , önce sen gül ki cevrendekilerde seninle gülsün, önce sen mutlu olki herkes mutluluğu senden öğrensin...
 Sen en ufak pırıltıda mutluluğu bulursan cevrendekilerde senin gibi mutluluğu bulur. Öğret! sev ki sevilesin. Sevmezsen bu fani dünyada asla sevilmezsin unutma....

Ve en önemlisi saçmala çünkü saçmalayanacak çok şey var bu dünyada....

Unutma gül ki güldürebilesin. Her şey sende başlar dostum unutma.....

Z.N.Y

23.12.2010

21 Aralık 2010 Salı

duyurummmm

saygıdeğer pek muhterem okuyucularım bilmem var mıdır? ama ben genede seslenim motive olsun canım değil mi :D
 neyse kitabımı bitirme aşamasında olduğumu söylemekten mutluluk duyarım bütün bu aralar ondan mıdır derseniz hayır yazarınız hastalandı birazcık derim
 neyse gelelim nane limonun faydalarına ilk kitabım konu başlığımız üzerine saçmalamakla ilgili diğeri ise benim çok önem verdiğim bir fantastik kurgu kitabım bakalım beğenecek misiniz ama burdan teşekkür etmek istediğim bazı teşvik unsurlarım var
murat aşar ( yazar arkadaşım biriciğim)
Rohan halkına ( benim bu özelliğimi pek bilmeseler de verdikleri moralle yazılarımı olumlu etkiledikleri için)
Özgür üm her şey de yanımda olduğu için
meltem' im Dilan 'ım  canlarım bana bütün kalbinizle inandığınız için
ve AİLEM her şey de beni destekleyen ailem

ve unuttuklarım ama kalbimde yer alan herkese teşekkür ederim iyi ki varsınız ve iyi ki desteklediniz.....
Sizleri çok seviyorum
 saygılarımla

Not: bu saçmalama olmadı biliyorum ama bu gerekliydi. Her zaman bu kız saçmalayamaz değilmi de hadi kolay gelsin mutlu olun mutluluk saçın emi

29 Kasım 2010 Pazartesi

BİLİR KİŞİ KİM?

Bu dünyada hep bir kişi bilir. Hepimizi sorgular, dinlemez sadece sorgular...

Bu dünyada hep bir kişi bilir. Her şeyi çok iyi bildiğini bilir.

Bu dünyada hep bir kişi bilir. O kişi dünyanın merkezi sanar kendini!! Benim gibilerde suya düşüp boğmasını kendisini..
.
Peki kim bilir neye göre bilir.Bildiğini doğru sayarken neye göre inanır.

İdda ediyorum ozaman ben saçmalamayı biliyorum. Oldumu bu şimdi....

Ozaman falcılar gerceği bilir. Kuşlar kimin milli piyano kazanacağını, Tarkan top10 da bir numara olacağını, Kim kimi aldattığını....

Söylüyorum işte bilinenlerin hepsi yalan..

İtraf edin lütfen çünkü hiçbiriniz hiçbirşey bilmiyorsunuz.

Ama durun bildiğiniz bir şey var hakkınızı yememek lazım
Siz bu insanların kafalarını bulandırmayı, Çıkarlarınız için kullanmayı, Onları dolandırmayı çok iyi bilirsiniz.O konuda kimse elinize su dökemez hane....

Bu özetten dolayı televizyon denen adi aleti sevmiyorum. Haber özgürlüğünde bile bütün kurban bayramında hangi ineğin kime depar attığını anlattı. Bana ne inekten o sahnede kaç inek var saymaktan bıktım. Gündemde dönenlerden bıktım. Bana dünyayı verin haber özgürlüğümü.. Yok kim kime yumruk atmış, yok efendim kim kimin kedisine pişt demiş..

Doğru haber, Doğru kanalda diyen hiçbir haberi izlemiyorum.. Her haber sunucusunun kendi yorumunu duymayı sevmiyorum. Ben haber istiyorum kaliteli, özgür, tarafsız...
Düşünsenize bir izlediğiniz haberleri, her sunucu talk show yapıyor programında.. İlerde cem yılmaz’ ı geçecekler.. Her deliğe her şeye diyecekleri var... Maşallah...

Kısacası talkshow değil haber istiyorum.. Tarafsız ve özgür haber istiyorum
Bilmem derdimi dile getirebiliyor muyum?

Çünkü dünyada neler oluyor biz halen ineklerin deparını izliyoruz.... Lütfen bir kişi bilmesin bizde bilelim!!!


ZNY
30.11.2010

24 Kasım 2010 Çarşamba

modernleşmek üzerine saçma sapan

Günlerimiz akıp gidiyor.Biz ise zamana sadece ayak uydurmaya çalışıyoruz.Tarih dersindeki ilk insanı işleyişimiz.Onların nasıl ateşi bulduğunu öğrenmem ve hah ne var bunda bi çakmak yeterli dediği mi biliyorum.Çünkü ben modern çağ bebesiyim.Hazıra konanlar sıfatındayım. Nenemler anlattığında, ağzında salyaları ile hikaye gibi dinleyenler katagorisindeyim.

Oysa düşündüğünde bu dünya öyle basit keşfedilmedi. İlk önce tepside denildi aynı balık tava gibi! Sonra adamın biri cıktı (Galileo ) dediki yok kardeşim dünya tepsi felan değil yuvarlak! Sonra hayatımıza başka amcalar girdi onlarda yer çekimini, elektriği,notaları ve bir sürü yaşamı kolaylaştıran icatlar buldu.  Büyüklerimizde boş durmadılar, ne yaptılar inanmadılar tabiki, hemen o amcaları astılar yada cezalandırdılar, çünkü çok korkmuşlardı. Evet, korktular çünkü yeni bilgi kendilerini sorgulamak demekti.O korkanlar, insancıkları ellerinde tutacaklarını sandılar. Kendilerini yüce guru olarak görüp bazı topraklarda insancıkları ayırdılar; tenlerine göre, dillerine göre, gözlerine göre,dinlerine göre...

Peki eskiden günümüze ne değişti. 
Elektrik bulundu; elektrik faturaları icat edildi. 
İstikbal göklerde denildi; Bilet fiyatlarına afrikada sayısız doyacak insan unutuldu.
Yer çekimi keşfetildi hiç olmayan intiharlar çıktı gün yüzüne...Millet keşfe çıktı ne yapalım keşfetmeselerdi belki çizgi film karakterleri gibi havada yürüyebilirdik. Bence o zaman istikbal göklerde olabilirdi değil mi?

Notaları keşfetti yaşlı rahip Guido d’Arezzo; bilmezdi ki kemiklerini sızlatan saçma şarkılarda kullanılacağını... Bilse hiç keşfeder miydi?

Yada Otomobili keşfeden tarihi kahraman! Bilse Türkiyedeki bu uçuk benzin fiyatlarını, hiç icat edermiydi otomobili.. Haşaaa!!

Bu arada sakın arkadaşlar güneş enerjisi ile çalışan otomobil yapmayın bedava güneşlenme keyfimize limon sıkmayın ne olur?

İşte hafifden esen kuzey rüzgarları gibi modernleşmede nerden nereye geldik. Bazen Bildiklerimiz yüzünden yakıldık cadı diye, bazende üretkenliğimizin doğru olduğunu bildikleri halde otoriterileri sallanır diye asıldık. Ama sonuç olarak engellenemedik. Geliştik, Büyüdük, İlerledik..


Bu modernleşme bizi tembelleştirdi mi yoksa zenginleştirdi mi düşünmekteyim?
Bir kitabın sayfalarını hissetmeyen bir nesil büyüttük, sadece bilgisayar tuşlarını ezbere bilen! İki kelimeyi bir araya getiremeyen insanlar besledik,Ellimizde büyüttük sosyalağların incilerini!

Hep yalnış anladık ilerlemeyi... 
Bir şeyin anlamına bakmadan içeriğine baktık. Televizyonu sevdik; dizi kolik olduk.
O dizilerden etkilenip çocuklarımıza silah aldık oynasın diye... 
O dizileri benimsedik sıradan iletişim cihazlarına onların müziklerini verdik. Ordaki artisleri örnek aldık. 
Elimize ne geçti peki ? 
Ben bilmem kimin suçu vardı, kim onu abarttı, kimin eli kimin cebindeyse o cevap versin, ben değil.

Kısacası Modernleşiyoruz, çok da iyi yapıyoruz ama işin yararlı kısmından bakmaya başlarsak sadece modernleşmeyiz, belki birilerini modernleştiren oluruz ne dersiniz???

 ZNY

06,11,2010


birr iki üç deneme...

Bir iki Üç deneme bir ki Yayındayız...


Genelleme hep böyledir değil mi ? Böyle başlar yayınlar.. eh işte bende saçmalamaya böyle başlayayım dedim.
sevgili arkadaşlar bu site tamamıyla doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar mekanı!!!
ince çizgide azcık ordan azcık burdan gündemden, eskiden, herkesden ve her şey hakkında saçmalama mekanımı acıyorummmmm 


henüz gelmemiş olsanızda hepiniz hoş geldiniz :) iyi seyirler....